Kanunun Tanıdığı Hakkı MEB Neden Yok Sayıyor? Becayiş Yönetmeliğe Girmeli!
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 73. maddesi açıkça, aynı kurumda görev yapan memurlara karşılıklı yer değiştirme (becayiş) hakkı tanımaktadır.
Adalet Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Gelir İdaresi Başkanlığı, Sağlık Bakanlığı gibi birçok kamu kurumu bu hükmü yönetmeliklerine yansıtarak, sözleşmeli personel dahil tüm çalışanlarına bu hakkı kullandırmaktadır.
Ne var ki Milli Eğitim Bakanlığı’nda durum farklıdır. Ne “MEB Personelinin Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Yönetmeliği” ne de “MEB Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği” becayiş hakkına dair herhangi bir hüküm içermemektedir. Bu eksiklik nedeniyle eğitim çalışanları için karşılıklı yer değiştirme hakkı fiilen ortadan kalkmış durumdadır.
Eğitim Çalışanları İçin Sonuçları
- Binlerce sözleşmeli büro personeli ve öğretmen, 4 yıl boyunca yer değiştirme hakkından mahrum bırakılmakta, kadrolu eğitim çalışanlarının yer değiştirme talepleri boş kadro olmadığı gerekçesiyle reddedilebilmektedir.
- Bu durum çalışanların hem özel yaşamlarını zorlaştırmakta hem de motivasyonlarını düşürmektedir. Becayiş bu olumsuzlukları biraz olsun giderecek bir uygulamadır.
Becayiş Kamu Hizmetini Aksatmaz
Karşılıklı yer değiştirme işlemleri, boş veya dolu kadro sayısında bir değişikliğe yol açmamakta; kamu hizmetinin niceliği ve niteliğini olumsuz etkilememektedir. Tam tersine, çalışanların yaşam kalitesini artırarak hizmet verimliliğine katkı sağlamaktadır.
Talebimiz Net
Becayiş hakkı bir an önce MEB yönetmeliklerine eklenmeli ve tüm eğitim çalışanları için uygulanabilir hale getirilmelidir.
Talebimiz bir kez daha Resmi Olarak Yinelenmiştir.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ

Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan eğitim çalışanlarının uzun süredir gündeminde olan Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği sınavlarının açılması talebimizi bir kez daha resmi yazıyla Bakanlığa ilettik.
Kadrolar Boş, İhtiyaç Acil
Son yapılan görevde yükselme sınavlarında 1552 memur ve 288 şef kadrosu boş kalmış; unvan değişikliği sınavı ise en son 2020 yılında duyurulmuş, e-sınavı ise Mart 2021’de yapılmıştır. Aradan yaklaşık 5 yıl geçmesine rağmen yeni bir sınav takvimi ilan edilmemiştir. Bu tablo, sınavların ihtiyaçları karşılamada yetersiz kaldığını açıkça göstermektedir.
Bakanlık Kendi Personelini Kullanmalı
Bugün Bakanlığın çok sayıda mühendis, mimar, tekniker ihtiyacı olduğu bilinmekte; bu açığı kapatmak için özel firmalardan hizmet satın alınmakta ve müşavir firmalara milyonlarca lira ödeme yapılmaktadır. Oysa ki Bakanlık bünyesinde bu alanlarda eğitimini tamamlamış yüzlerce eğitim çalışanı bulunmaktadır. Bu gerçek dahi unvan değişikliği sınavlarının açılmasının ve ihtiyaç olan kadroların içeriden liyakatli personelle doldurulmasının zorunluluğunu göstermektedir.
Hem Çalışan Hem Devlet Zarar Görüyor
Sınav süreçlerinin her geciktiği gün, görevde yükselecek personel açısından maddi hakların ertelenmesine yol açmakta; aynı zamanda özel firmalardan hizmet alımı yoluyla yapılan ödemeler de kamu bütçesi üzerinde gereksiz bir yük oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu gecikmeler hem çalışanlar hem de devlet maliyesi açısından büyüyen olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.
Talebimiz Açık ve Net
Sendikamız, söz konusu gerekçeler doğrultusunda; Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği sınav süreçlerinin ivedilikle başlatılmasını ve sınav takviminin kamuoyu ile paylaşılmasını bir kez daha talep etmiştir.
Eğitim çalışanlarının sınav mağduriyetinin giderilmesi ve Bakanlığın kaynaklarının verimli kullanılması için bu sürecin vakit kaybedilmeden hayata geçirilmesini bekliyoruz.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ

Biliyoruz ki bugüne kadar toplu sözleşme sürecinde uyuşmazlıkların hakem heyetine taşınması, hiçbir zaman kamu çalışanlarının lehine sonuçlanmamıştır.
Hakem heyetinin yapısı, aldığı kararlar ve geçmişteki örnekler açıkça göstermektedir ki, bu yol kamu emekçisine kazandırmamış,
kaybettirmiştir.
Dolayısıyla yetkili konfederasyon bu defa aynı hatayı tekrarlamamalı, masa başında çözümsüzlüğe imza atmamalıdır. Çünkü artık herkesin bildiği gibi “sonu baştan belli” olan bir hakem heyeti sürecine girmek, kamu çalışanlarını oyalamaktan başka bir anlam taşımayacaktır.
Bugüne kadar hiç denenmeyen bir yol vardır ve artık bu yol denenmelidir: Mali anlaşmazlığı hakem heyetine taşımak yerine, anlaşmazlık sürecinin devam etmesi sağlanmalı, çözüm için doğrudan adres Türkiye Büyük Millet Meclisi gösterilmelidir.
Bu yöntem, kamu çalışanlarının iradesini hiçe sayan bir “hakem heyeti çıkmazı”na mahkûm olmaktan çok daha doğru, çok daha onurlu bir yol olacaktır.
Çünkü milyonlarca kamu çalışanının ve emeklinin kaderi birkaç kişinin kapalı kapılar ardında verdiği kararlarla belirlenemez; bu mesele milletin iradesini temsil eden Meclis’in gündemine taşınmalıdır.
Bizim talebimiz nettir: En düşük memur maaşı, en düşük işçi maaşıyla eşitlenmelidir. Yetkili konfederasyon, bu toplu sözleşmede farklı bir yol izlemeli bunun için hakem heyeti çıkmazına girmemeli, çözümün Meclis’e taşınması denenmelidir.
Sendikal irade, bu tarihi sorumluluğu yerine getirmelidir.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ

Sendikamız Genel Merkezinin 15/08/2025 tarihli ve 99 sayılı kararı gereğince; 8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmelerinde Kamu İşveren Heyetinin, memur ve emeklilerin 2026-2027 yıllarını kapsayan döneme ilişkin açıkladığı zam teklifinin kabul edilemez bulunması nedeniyle, bu teklifi protesto etmek ve haklı taleplerimize dikkat çekmek amacıyla, 18 Ağustos 2025 Pazartesi günü sendika üyelerimizin katılımıyla tüm gün iş bırakma eylemi yapılacaktır.
Üyelerimizin iş bırakma eylemine veya sendikamızın alacağı her türlü eylem kararına katılmakta hiçbir tereddüt yaşamasına veya çekinmesine gerek yoktur.
Çünkü Başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay olmak üzere tüm yüksek mahkemelerin iş bırakma ile ilgili yargı kararları neticesinde oluşan içtihata göre İş Bırakma Eylemlerine katılan sendika üyelerine karşın Disiplin Soruşturması Açılamaz veya Disiplin Cezası Verilemez.
AYRICA MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINCA DA İŞ BIRAKMA EYLEMİNE KATILAN PERSONELE DİSİPLİN CEZASI VERİLEMEZ GÖRÜŞÜ VERİLMİŞTİR.
Milli Eğitim Bakanlığı Hukuk Müşavirliğinin 27 Şubat 2012 tarihli ve 17848 sayılı “Sendika Eylemi ” konulu yazısında “Danıştay 12. Dairesinin 2004/4148 Karar ve 2004/4209 Esas sayılı kararında; sendikal faaliyet kapsamında bir gün göreve gelmemek fiilinin mazeret olarak kabulü gerektiğinden, 657 sayılı kanunun 125/C-b maddesinde öngörülen “özürsüz olarak bir gün göreve gelmemek” fiilinin sübuta ermediği sonuç ve kanaatine varıldığından, disiplin suçu teşkil etmeyen eylem nedeniyle davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.” açıklamalarına ve “Görüşe konu yapılan hususun, Anayasanın 90 ıncı maddesi gereği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararların bağlayıcılığı karşısında yasal olarak gerçekleştirilen sendikal faaliyetlere katılımın özür olarak kabul edilmesi gerektiği.” denilerek sendikal faaliyetler kapsamında yapılan eylemlerin özür kabul edilerek disiplin cezası verilmemesi gerektiği ifade edilmiştir.
NOT: Yukarıda sayılan gerekçeler ışığında, tüm hukuki düzenlemelere ve oluşmuş yargı içtihatlarına rağmen üyelerimizi bir günlük iş bırakma eylemimize (tehdit,soruşturma v.s.) katılmamaya zorlayan idareciler hakkında; Türk Ceza Kanunun 118. Maddesi uyarınca işlem tesis edileceğini ayrıca hatırlatmak isteriz.
-Yukarıda bir kısmına yer verdiğimiz açıklamaların aksine hareket edenler için Türk Ceza Kanununun ‘Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi’ başlıklı 118.maddesindeki; ‘(1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.’ hükümleri gereğince suç unsuru oluştuğunun bilinmesini isteriz.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve bağımsız araştırma kuruluşu ENAG tarafından açıklanan Temmuz ayı enflasyon verileri, bir kez daha gerçeklerle yüzleşmemiz gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.
Memur ve emeklilere yapılan yüzde 5’lik maaş artışına karşılık, yalnızca kiralardaki yüzde 41,13’lük artış bile bu oranın sekiz katından fazladır. Milyonlarca sabit gelirli çalışan ve emekli, bir yandan maaşların hızla erimesiyle, diğer yandan fahiş kira artışlarıyla yaşam mücadelesi vermektedir. Bugün görevdeki memurun aldığı maaş yetmemekte, emeklinin aldığı ise hayatta kalmasına dahi olanak tanımamaktadır.
İstatistik oyunları ve hedeflenen enflasyon tahminlerine göre belirlenen maaş artışları, gerçek hayat pahalılığını telafi etmekten uzaktır. Bu veriler bir kez daha göstermiştir ki, yalnızca yüzdelik artışlarla yapılan zamlar göstermelik olmaktan öteye geçmemektedir. Bu nedenle; yüzdelik zamların yanında, taban aylığa yapılacak doğrudan artışlar, memur ve emeklinin derinleşen geçim krizine karşı en azından sınırlı da olsa bir rahatlama sağlayabilecektir.
Ancak toplu sözleşme görüşmeleri devam ederken, yetkili konfederasyonu temsilen açıklama yapan Ali Yalçın’ın ifadelerinden hayretle anlıyoruz ki, masadaki nihai hedef, yalnızca hedeflenen enflasyonun biraz üzerinde bir artışla sınırlı tutulmaktadır. Bu yaklaşım, milyonlarca kamu çalışanının beklentilerini ve yaşadığı ekonomik gerçekleri tamamen yok saymaktadır.
Buradan bir kez daha açıkça çağrıda bulunuyoruz: Toplu sözleşme masasında bulunan tüm konfederasyonlar; yüzdelik artışın yanı sıra, mutlaka taban aylığa da ek zam almadan o masadan kalkmamalıdır. Aksi bir durumda, kimse kamuoyunun karşısına çıkıp kazanımdan söz etmesin. Ağır konuşuruz.
Unutmayın; kamu çalışanlarının ve emeklilerinin artık kuru sözlere değil, ekmeğini büyütecek gerçek kazanımlara ihtiyacı var.
Salih Burçin POYRAZ
TEÇ-SEN Genel Başkan Vekili

8. Dönem Toplu Sözleşme görüşmeleri yaklaşırken, yetkili konfederasyon Memur-Sen, toplu sözleşme tekliflerini kamuoyuyla paylaştı.
Taleplerin içeriğiyle ilgili çok şey söylenebilir. Ancak biz bugün başka bir şeyi sorgulayacağız.
Ya bu teklifler reddedilirse ne olacak?
Bilindiği üzere Kamu İşçilerinin toplu iş sözleşmesi görüşmeleri de aynı zamanda devam ediyor. TÜRK-İŞ Genel Başkanı geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada çok net konuştu. İlk önce Ak Parti İl başkanlıkları önünde basın açıklamaları gerçekleştireceklerini, sonra iş yerlerinden bir gün süreyle ayrılmayacaklarını, anlaşma sağlanamaz ise arkasından da bir günlük iş bırakacaklarını ifade etti ve bunları gerçekleştirdi. Açıklamasının devamında ise yine anlaşma olmazsa tespit edilecek bir yerde süresiz oturma eylemi, her iş kolunda ayrı ayrı grev kararı alacaklarını söyledi. “Ve bunları yapar mıyız, yapmaz mıyız, nasıl yaptığımızı da tüm kamuoyu yakından bilir. O yüzden bizim sıkıntımızı çözün ve bizi ülke gündeminden çıkarın,” dedi.
Bu söylem, sendikal sorumluluk taşıyan net bir duruştur.
Bu, üyelerine ve kamuoyuna karşı hesap verebilen bir sendikanın tavrıdır.
Şimdi Memur-Sen’e soruyoruz. Bugün taleplerinizi açıkladınız.
- Süreç içerisinde talepleriniz kabul edilmezse ne yapacaksınız?
- Yine top çevirip en sonunda bütün suçu Hakem Heyetine atmaya mı çalışacaksınız?
Buradan açıkça ifade ediyoruz: Memur-Sen, kamuoyuna artık sadece teklif değil, teklifler boşa çıkarsa nasıl bir eylem süreci yürüteceğini de duyurmak zorundadır.
Aksi hâlde yaptığınız şey sadece vitrindir. Sadece oyalamadır, sadece göz boyamadır.
Kamu çalışanları artık kuru söz değil, gerçek bir sendikal duruş istiyor.
Salih Burçin POYRAZ
TEÇ-SEN Genel Başkan Vekili

Bilindiği üzere, kamu görevlilerinin maaş ve özlük haklarının banka aracılığıyla ödenmesine ilişkin yapılan protokoller kapsamında personele banka promosyonu ödemesi yapılmaktadır. Bu promosyonların kapsamı ve uygulanması, ilgili genelgeler ve bakanlık yazılarıyla belirlenmiş olup, personele adil ve eşit şekilde dağıtılması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Ancak Balıkesir ili Gönen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde şef olarak göreve başlayan üyemizin, promosyon ödemesinden faydalanmak üzere yaptığı başvuru, daha önceki görev yerinde promosyon aldığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bunun üzerine üyemiz adına sendikamız tarafından hukuki süreç başlatılmıştır.
- Balıkesir 2. İdare Mahkemesi 2024/1009 esas ve 2025/709 sayılı kararıyla:
– Üyemizin promosyon başvurusunun reddine ilişkin Gönen Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işleminin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğuna karar verilmiş,
– Üyemizin, önceki görev yerinde aldığı promosyonun kapsadığı dönem düşüldükten sonra, yeni görev yerinde promosyon hakkından gün hesabı yapılmak suretiyle yararlandırılması gerektiği hükme bağlanmıştır.
- Kararın gerekçesinde şu ifadeler yer almıştır:
“Davacının göreve atandığı 01/07/2024 tarihinden itibaren protokolün son geçerli olduğu tarihe kadar maaş ödemelerini anılan bankadan alacağı hususu da dikkate alındığında, maaş ve diğer özlük haklarının bu banka aracılığıyla elde eden ve elde etmeye devam edecek olan davacının, protokol kapsamında yapılan promosyon ödemelerinden yararlandırılmasının hakkaniyet ilkesinin bir gereği olduğu açıktır.”
Bu karar, yalnızca üyemizin değil; benzer şekilde görev değişikliği sonrası promosyon hakkı engellenen tüm kamu çalışanlarının hakkını teslim eden emsal niteliğinde önemli bir kazanımdır.
Sendikamız, üyelerinin mali, mesleki ve hukuki haklarını her platformda kararlılıkla savunmaya devam edecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ

Bilindiği üzere, kamu görevlileri sağlık mazeretlerine bağlı olarak yer değişikliği talebinde bulunma hakkına sahiptir. Bu hak, hem 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hem de ilgili yönetmelikler çerçevesinde güvence altına alınmıştır.
bakır Dicle İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde “şef” olarak görev yapan üyemizin, ileri derecede alerjik rinit ve astım tanısı konulan çocuğunun tedavi sürecinin sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla Diyarbakır il merkezi veya merkez ilçelerine atanma talebi, kurum tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine üyemiz adına sendikamızca hukuki süreç başlatılmıştır.
- Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, 2024/1178 esas ve 2025/764 sayılı kararıyla;
– Üyemizin çocuğuna Dicle Üniversitesi Hastanesi tarafından verilen sağlık kurulu raporunda tedavinin çocuk alerjisi ve immunoloji uzmanlığı bulunan merkezlerde yürütülmesi gerektiği belirtilmesine rağmen, Dicle ilçesinde bu sağlık biriminin bulunmaması göz önünde bulundurularak,
– Sağlık mazeretine dayalı atanma başvurusunun reddine dair işlemin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.
- Kararın gerekçesinde şu ifadeler yer almıştır:
“Davacının çocuğunun sağlık durumu ve tedavisi için uygulanması gereken tıbbi müdahalelerin sıklığı dikkate alındığında, davacının sağlık mazereti kapsamında çocuğun tedavisinin takip edildiği Dicle Üniversitesi Hastanesine yakın konumda bulunan Diyarbakır il merkezi ve merkez ilçelerinde mazeretinin karşılanabileceği herhangi bir müdürlüğe norm kadro sınırlamasına tabi olmaksızın atanması gerekirken, başvurunun reddine dair işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.”
Bu karar, sağlık özrüne dayalı yer değişikliği taleplerinin objektif değerlendirilmesi ve kamu görevlilerinin aile bireylerinin tedavi hakkına saygı gösterilmesi açısından önemli bir kazanımdır.
Sendikamız, kamu çalışanlarının anayasal haklarını ve insani mazeretlerini görmezden gelen uygulamalara karşı mücadele etmeye kararlılıkla devam edecektir.
Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ

Bilindiği üzere 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince kamu görevlileri, yalnızca bulundukları hizmet sınıfına ve unvanlarına uygun işlerde çalıştırılabilir. Kanunda açıkça belirtildiği gibi, hiçbir memur sınıfı dışındaki görevlerde ya da kadro derecesinin altında bir pozisyonda çalıştırılamaz.
Ancak ………
İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde “programcı” unvanıyla görev yapan üyemiz, görev tanımı dışında ve hizmet sınıfına aykırı bir biçimde, destek hizmetleri biriminde görevlendirilmiştir. Bu durum üzerine, üyemiz adına sendikamız tarafından hukuki süreç başlatılmıştır.
Kütahya İdare Mahkemesi 2024/797 esas ve 2025/73 sayılı kararıyla; teknik hizmetler sınıfında yer alan ve programcı unvanıyla görev yapan üyemizin, genel idare hizmetleri sınıfına ait işler kapsamında görevlendirilmesinin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş ve söz konusu idari işlemi iptal etmiştir.
Kararın gerekçesinde şu ifadeler yer almıştır:
“Teknik hizmetler sınıfında yer alan ‘programcı’ unvanında görev yapan davacının, görev tanımıyla ve hizmet sınıfıyla uyumlu olmayan idari işlerde herhangi bir süre belirtilmeksizin ve devamlılık teşkil edecek şekilde görevlendirilmesi mevzuata aykırıdır.”
Ayrıca kararda, kamu hizmetlerinin etkinliği ve verimliliği açısından, personelin eğitim durumu, uzmanlık alanı ve hizmet sınıfına uygun görevlerde çalıştırılmasının zorunluluğu vurgulanmış; “idareye tanınan takdir yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığı, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğu” açıkça ifade edilmiştir.
Bu karar, yalnızca üyemizin değil, benzer şekilde unvanı dışında görevlendirilen tüm kamu çalışanlarının görev güvencesini korumak açısından önemli bir kazanımdır.
Sendikamız, kamu görevlilerinin hukuki, mesleki ve özlük haklarını korumaya kararlılıkla devam edecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ

Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Teşkilatı ile il ve ilçe millî eğitim müdürlüklerinde görev yapan eğitim çalışanları, görev aldıkları bazı birimlerde yürüttükleri iş ve işlemler gereği mali ve idari açıdan yüksek düzeyde sorumluluk üstlenmektedir. Özellikle bütçe, muhasebe, tahakkuk, destek hizmetleri ile inşaat ve emlak birimlerinde görev yapan personel, çalışmalarının doğası gereği aşırı iş yüküne ve kamu zararı riskine doğrudan muhatap olmakta; bu nedenle görevlerini ciddi dikkat, uzmanlık ve hassasiyetle yürütmektedir..
Bu kapsamda;
Bütçe ve tahakkuk; biriminde görev yapan personelimiz; maaş, ek ders, sosyal yardım ve benzeri birçok ödemenin hazırlanmasında, tahakkuk ettirilmesinde ve mevzuata uygunluğunun denetlenmesinde doğrudan sorumludur. Bu görevlerde yapılan küçük bir hata dahi kamu zararına neden olabilmekte, ilgili personele doğrudan zimmet ya da disiplin sorumluluğu yükleyebilmektedir.
Destek hizmetleri; biriminde görev yapan çalışanlarımız; mal ve hizmet alımı, yakıt giderleri, taşıma ve yemek hizmetleri gibi pek çok işlemin hem organizasyon hem de mali tarafında aktif rol almakta, kimi zaman kontrol görevi de üstlenmektedir.
İnşaat ve emlak; birimlerinde görevli personel ise bina yapımı, bakım-onarım, donatım, demirbaş ve benzeri işlerde, ihale süreçlerinin yürütülmesi, hakediş kontrolleri, kabul ve teslim işlemleri gibi mali ve teknik sorumluluklar içeren görevleri ifa etmektedir. Bu işlemler hem bütçesel büyüklükleri hem de teknik denetim zorunluluğu nedeniyle ciddi sorumluluk doğurmaktadır.
Bu nedenle, sorumluluk alanları yüksek risk ve dikkat gerektiren bu personelimiz için “mali-teknik sorumluluk tazminatı” ödenmesi hususu aslına bakıldığında bir hakkın teslimi anlamına gelmektedir.
Bu nedenle; Milli Eğitim Bakanlığı teşkilatında benzer nitelikte ve ağırlıktaki görevleri fiilen yerine getiren personele ek bir “mali-teknik sorumluluk tazminatı” veya “sorumluluklarına karşılık ek ders ücreti” ödenmesini sağlayacak yasal ve idari düzenlemelerin yapılması; hem bu çalışanların artan iş yükü ve sorumluluğunun karşılanması, hem de hak ettikleri maddi karşılığın teslim edilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ













